hanibekleyecektin

Tanım

:::::HOŞGELDİNİZ::::::


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Arkadaşlarım

Kategoriler


aşk

İnsanoğlunun yaşamı süresince aşk kapıyı kaç kere çalar?
Yada aşk denilen şey sürekli farklı insanlarda tekrarını gösteren bir duygu yoğunluğumudur?


İşte birkaç gündür bunu düşünüyorum. Şu ana kadar aşkın kapımı yalnızca bir kez çaldığına inanan biri olarak. Sanki bir daha öyle çalmazmış gibi geliyor. Kimse aynı duygu karmaşasını ve heyecanını aynı şekilde yaşatamazmış gibi... Aşk denilen şey ölene kadar devamlı yüzünü gösterecekse eğer “ gerçek aşk “ denilen şey nedir o zaman?

İlk aşkım, son aşkım, gençlik aşkım, olgunluk aşkım, ikinci baharım diye süreçler doğrultusunda verdiğimiz isimlerin nedeni nedir peki?

İşte size bir itiraf; ilk aşkın tadını henüz 8- 10 yaşlarındayken tatmıştım. Henüz ilkokula gidiyordum ve sıra arkadaşlarımdan birine aşık olmuştum. Hayatım boyunca asla o dönemlerde yaşadığım duygu yoğunluğunun aynısını yaşayamayacağımı biliyorum artık.

O zamanlarda aşk benim için; aşık olduğum kişi ile aynı sırada oturup çözemediğim matematik problemi hakkında yardım almaktı. Beslenme saatlerinde karşılıklı yemek yemek ara sıra birbirimize çocukça sorular sorup gereksiz gülüşmeler doğrultusunda anlık mutluluklar yaşamaktı. Bir sonraki gün okula gidebilme nedenine sahip olabilmekti. Yaz dönemlerindeki uzunca süreli tatillerden nefret etmekti. Hafta sonu geldiğinde büyüdüğümüz zaman nefret ettiğimiz pazartesilerini dört gözle bekliyor olabilmekti. Ve mutlaka bu isimlendirmekte zorluk çektiğin duyguyu öğretmenimden, annemden hatta aşık olduğum sınıf arkadaşımın kendisinden bile saklayıp henüz yeni heyecanlar keşfetmeye başlayan o küçücük kalbime sığdırmaya çalışarak yaşıyor olmaktı.

Biraz daha büyüyüp kadın olmanın farkındalığına vardığım zaman aşk benim için sevdiğim adamın kollarında olabilme isteği, onu gördüğüm zaman ağzımda atan kalbimin gümbürtüsünü bastırabilme güçlüğü, etrafında gördüğüm her hangi bir kadından onu kıskanıp bu korkunç duygunun girdabından kurtulmaya çalışabilme çabası oldu.

Yaş ilerledikçe yaşanılan aşkın üzerimdeki etkisi de değişimlere uğramaya başladı. En kısa zamanlarda alınan yoğun hazzın boyutu en uzun süren zamanlara yayılıp doyumsuzluğun sınırlarında gidip gelirken denge kurabilmemde zorluk çıkardı.

Ve artık tek bildiğim şey şudur ki; Aşk kapıyı gerçektende bir kez çalar! Bir sonraki çalışları aslında bir öncekinin çalışları gibi değildir. Denenmiş, yaşanılmış tecrübelerin oluşturduğu yeni bir versiyonudur sadece. Tıpkı eski Türk filmlerinin tadı gibidir ilki. Bir sonraki yeni versiyonu bir öncekinin yerini hiç tutmaz aslında...

Eğer hayatımı, düzenimi değiştirebilecek kıvama geldiysem ve bunu hayatım boyunca yalnızca tek bir kişi için hissedebilmişsem yada o cesareti yalnızca bir kişi için gösterebilmeyi göze alabilmişsem aşk aslında yalnızca kapımı bir kere çalmıştır. Ve bir sonraki çalışlarda aslında bir öncekinin uzaktan duyulan benzeri sesleridir! Ama biz sadece bir kez duyduğumuz o sesi, zaman zaman anımsamakta zorluk çektiğimiz yada özlemini duyduğumuz için hep aynı versiyonda sesler çıkardığına kendimizi inandırır, defalarca hayatımıza girip çıktığı konusunda da aslında kendimizi kandırırız...

yazarını bilmiyorum


Tarih: 23:35, 3/2/2008
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

İMKANSIZIM

Tanışalı çok az olmuştu. Ama her şeyi bana mükemmel görünüyordu. Yanında her şey çok güzeldi. Gülmek, konuşmak, üzülmek. Adeta her şey beni ona çekiyordu. Engelleyemiyordum kendimi. Hele onunda bana karşı aynı şeyleri hissettiğini düşünmek ayrı bir zevkti. Evet, her şey bu kadar mükemmeldi. Ama her mükemmel şeyin bir engeli vardı. Benim en büyük engelim ise imkansızlıktı. Yani o ve ben imkansızdık. İşte bu adeta beni kahrediyordu. Onunla yaşamak ona duygularımı haykırmak istiyordum. Ya diyordum ya ters tepki verirse. Ama bu olamazdı ki, o da beni sevmeliydi. Yani bugüne kadar hep öyle olsun istedim ve zaten bu da öyle olmalıydı.

 

Bakıyordum, hadi konuş dercesine bakıyordum. Başbaşa kaldığımız zamanlarda ikimizde susuyorduk. Aslında konuşacak çok şey vardı ama susuyorduk. Ben susuyordum. Belki o da bu yüzden konuşmuyordu. Bu dakikalar çok güzel olsa da kahrediyordu beni. Çünkü ne düşündüğünü bilmiyordum. Elini tutmak, gözlerine bakmak ve sormak istiyordum: "Sen de seviyor musun beni?" diye. Ama ne sorabiliyordum ne diyebiliyordum.

 

En çok da gözlerini seviyordum. O kadar güzeldiler ki. Bir bilse içimdekileri diyordum. Ama anlar diyede gözlerine bakmaya çok korkuyordum. Seviyordur diyordum. O da seviyordur. Akşamları onu düşünmekten uyuyamıyordum.

 

Tek bana göre imkansız değildi bilen herkese göre öyleydi. Sevdam diyordum. Sus diyorlardı. Ama artık dayanamıyordum. Susmak nefesimi kesiyordu. Hele o aşk şarkıları, kavuşamayanların, seven ama söyleyemeyen aşıkların şarkıları var ya... Harbiden bu şarkıların gözü kör olsun dedirtiyordu.

 

Zaman geçtikçe daha da bağlanıyordum ona. Ben ona bağlandıkça her şey çıkmaza giriyor, adeta bir girdabın içinde kayboluyordum. Onun yanında gülen eğlenen kız akşam lâl oluyordu. Sürekli ondan konuşmak, onu anlatmak istiyordum. Ama bunu bile yapamıyordum. O kadar büyüktü ki içimde kelimelere sığdıramıyordum onu.

 

Herkese, her şeye, beni bekleyen acı günlere, zorluklara karşı seviyordum ben onu. Dokunamıyordum, söyleyemiyordum, haykıramıyordum. Elim kolum bağlıydı. İşte bu yüzden, sırf bu nedenlerle onun adını koymuştum yüreğimde... "İMKANSIZIM". Ama yaşadığım sürece hiç bir şeyin imkansız olmadığını görmüştüm. Yani inanmıyordum ters bir şey olacağına.

 

Hep bekliyordum, hala da bekliyorum ve ele inat, inanmayanlara, imkansızlığa inananlara inat ben onunla mutlu olacağım. İşte o zamandan sonra herkes imkansızlığın olmadığına inanacak en önemlisi de ben imkansızımla olacağım. O da beni sevecek ve ömrümün en güzel günlerini, arzu ettiğim kişiyle, hayal ettiğim şekilde, ağzım kulaklarıma vara vara, onun aşkına ve ona doya doya yaşayacağım. Şimdi herkes duysun. Onu bekliyorum. Biliyorum gelecek...

                     ELİF KIR


Tarih: 12:38, 1/2/2008
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı

AĞLAMA YAR...

Bu gün ordaydım
Aynı yerde, aynı evde
Aynı kapıdan girdim içeri
Tesadüf bu ya aynı anahtar kalmış bende
Sandalyede yeleğini unutmuşsun,
Masada kahkahanı,
Mutfak da bardağını.
Salon da duruşunu unutmuşsun.
Sonra yan oda da hıçkırığını,
Koridorda gözyaşlarını.
Kapıda çarpıp çıkışını unutmuşsun.
Bir çiçeğin zehri düşmüş zigon sehpaya.
Bir rujunun rengi düşmüş oval aynaya.
O kavgadan arta kalan kırık vazoyla.
İkimizin kalbi düşmüş tozlu balkona
Duvardaki resminde gülüşün kalmış.
Son içtiğin fincanda dudak izlerin.
Portmantonun yanında gidişin kalmış.
Kapıda bıraktığın ayak izleri.
Yastığının üstünde saçını buldum.
Posta kutusunda mektuplarını.
En son dinlediğin şarkını buldum
O hicazda kalmış göz yaşlarını.
Yazan böyle yazmış demek şarkıyı.
Nasıl anlam buldu sen olmayınca
Neyleyim köşkü, neyleyim sarayı
İçinde salınan yâr olmayınca


Tarih: 20:00, 9/7/2007
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı

Bu GeCe!!!

Sen benim gözümde bir hiçsin artık,
Nefretim aşkımı aştı bu gece
Bugün ki sözlerin söz müydü artık
Son sözün sabrımı aştı bu gece

Kolayca bitsin bu diyemedin de
Salladın savurdun basiretsizce
Hiç mi ders almadın onca gezdik de
Yağmurun rahmeti aştı bu gece

Yürümeyen neydi, ilişkimiz mi?
Günüm bomboş deyişimiz mi?
Sensiz yaşayamam çelişkimiz mi?
Yalanın doğrunu aştı bu gece

Evlenmek hayali kapımda idi
Giriş kat evimin boyası yeni
Mobilyan, takımın, alınmış idi
Vuslatım tadını aştı bu gece

Yemedim yedirdim ne avrsa sana
Üç kuruşum olsa verirdim daha
Memurdum yoksuldum hatırlasana
Hafızam haddini aştı bu gece

Ayakların donmuş, üşümüştün de
Gece yatamamış üzülmüştüm de
Bir ay oruç tutup yememiştim de
O çizmen boyunu aştı bu gece

Yapılan söylenmez, gelmezmiş dile
Allahtan beklenir kul bilmese de
Kızgınlığım buna, sebep ise de
Sabrım miadını aştı bu gece

Onca gez toz benle, seviyorum de
Sonra git nişanlan bir de ona de
Şerefsizlik değil, nedir bu söyle
Küfrüm edebimi aştı bu gece

Sana son bir sözüm, nasihatim var
Aldığım ahlakla bir terbiyem var
Senin doğran ana deyip geçmek var
Saygım adabımı tuttu bu gece
Gönlümün romanı bitti bu gece
Hangisine yansam şimdi gün gece
Ömrümden beş yıl gitti bu gece


Tarih: 19:52, 9/7/2007
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->